Aylık arşivler: Haziran 2014

Eşinizi sözle de yaralamayın!

Güzel davranışlar da sözlerin etkisini güçlendirir. Güzel söz söyleme kabiliyeti kuşaklar ötesinden gelir. Gösterilen her çaba, saçılan tohumlar misali gelecek nesillerde de etkisini gösterir. Güzel sözler ne kadar güçlü ve yapıcı etkiye sahipse sonuçları düşünülmeden söylenen hoş olmayan sözler de o kadar tahrip edici güce sahiptir.

Nasıl fiziksel şiddetin en derin iz bırakanları en tahrip edici olanları aile içinde işleniyorsa kırıcı sözler de aile içinde söylendiğinde en derin, en tahrip edici izler bırakır. Çünkü aile en güven dolu ortam olması gerektiğinden kişi aile içinde en savunmasızdır, bu sebeple en sevdiğine en çok kırılır. En sevdiğinin sözünden en çok etkilenir. Güven duygusu en fazla zedelenir. Bu etki bazen kişi fark etmeden şuur altına işler. Eşlerin birbirine söylediği kırıcı sözler de bazen geçmişte iz bırakmış acıları, travmaları hatırlatır. Acılar tazelenir.

Eşlerin birbirine güzel söz söylemeye özen gösterdiği gibi kırıcı ve yanlış anlaşılabilecek sözler söylemekten de o kadar kaçınmaları gerekir. Bilindiği gibi aile içi iletişim, olumsuz sözlerle gittikçe bozulur. Karşılıklı atışmalar sürer gider. Hem ruh hem beden sağlığı bozulurken aile yapısı ve çocuklar da ortamdan etkilenir, ciddi sarsıntılar geçirir.

Ailelerde kişiliği zedeleyen kırıcı sözler genellikle kızgınlıkla söylenmekte, kişinin hem kişilik özellikleri hem de daha önce geçirdiği sarsıntılar nedeniyle travma etkisi bırakan durumlar küçük gibi görünen şeylerin etkisini büyütmekte ve öfkeye neden olmaktadır. Öfke, eşlerin söz ve davranışları üzerindeki kontrollerinin kaybolmasına ya da azalmasına yol açmaktadır. Aslında öfke çeşitli olumsuz durumlara bağlı olarak ortaya çıkan doğal bir duygudur. Öfkenin ifade edilmesinin gerekli olduğu durumlar da vardır. Fakat öfkenin ifade şekli, içinde bulunulan duruma uygun olmalıdır. Ailelerde kontrolsüz güç kullanımı ve fiziksel veya duygusal travmalar nedeniyle öfkenin doğru ifade edilmemesi sıklıkla karşılaşılan bir durumdur.

Eşler en çok birbirini kişilik özelliklerini hedef aldıklarında ve genellemeler yaptıklarında incitmektedirler. Davranışlar da genellemeler yapılarak eleştirildiğinde yaralayıcı olmaktadır. Cimrilik, bencillik, vurdumduymazlık gibi tanımlamalar, sıfatlar takılması da aynı etkiyi yapar. Travmaların açtığı derin yaraları da adeta yeniden kanatır. Öfkenin doğru şekilde ifade edilmesi için duygu düşünce ve davranış eğitimi gerekmektedir. Bu da eşin yerine kendisini koyabilmek, sevgi şefkat ve merhametle birlikte sabır, hoşgörü, affedicilik ve fedakârlıkla mümkündür.

Sözler ciddi yaralar açar

Söylenen söz doğru olmalı ama her doğru her yerde söylenmemeli. Öfke, bastırılan duygu ve düşüncelerin ortaya çıkmasına da neden olur, hoşnutsuzluğu artırır.

Ailelerin olumsuz özelliklerinin söylenmesi, eşin ailesinin kendi ailesine denk olmadığının ifade edilmesi doğru değil.

Fizikî özelliklerinden olumsuz şekilde bahsedilmesi eş seçiminde fiziki özellikler sebebiyle kararsızlıklardan bahsedilmesi aynı şekilde kırıcı olmaktadır.

Daha sonra ortaya çıkan kilo alma, öz bakım sorunları ile ilgili eleştiriler uygun şekilde yapılmadığında incitici olmakta.

Eşlerin sorumluluklarını yerine getirmesi ile ilgili konularda birbirlerinin yaptıkları işleri hafife alması, yetersiz görmesi, takdir etmemesi de eşleri incitir.

Erkeklerde öfke patlamaları daha fazla görülürken kadınlarda geçmişi unutamama ve imalı sözlerle kişiliği hedef alma ve pişmanlık ifadelerindeki kırıcı sözler daha sıklıkla görülür.

Uzman Psikolog: Farika Teymur Artır

Kur’an’ı kısa zamanda nasıl öğrenebiliriz?

‘Kur’an öğrenmek zor’ düşüncesi çok sayfalı Elif-Ba’larla başlıyor. Çocuklar yaz kurslarında bir türlü Kur’an’a geçemiyor. Bilinçaltına yerleşen ‘zor’ düşüncesi pekiştiriliyor. Halbuki Kur’an’ı öğrenmek kolay ve çocuklar kısa sürede Kur’an’a geçebiliyor.

Çevremizde ‘Kur’an öğrenmek zordur, ancak 4-5 ayda Kur’an’a geçilebilir‘ gibi sözleri çok duyarız. Ayrıca yaz Kur’an kurslarının kısa sürmesi de anne-babaların çocuklarının Kur’an okumayı öğrenemeyeceği düşüncesini daha da artırır. Psikolog Ayşe Özden, çocuğun bilinçaltına yerleşen olumsuz cümlelerin öğrenimini etkilediğini belirtiyor. Özden, “Öncelikle biz ve çevremizdekiler, kafamızdaki ‘Kur’an zor öğrenilir‘ düşüncesini atmalıyız. Çocuklar da olumsuz ve sabit fikirlerimiz gibi düşünmeye ve hareket etmeye başlıyor. Çocuk, Kur’an’ı çok çabuk öğrenebilme becerisine sahip olsa dahi, bilinçaltındaki o olumsuz algılar nedeniyle Kur’an’ı öğrenmek istemiyor.” diyor. Kur’an öğrenmeye eleştirici sözlerle yaklaşılmaması gerektiğini dile getiren Özden, çocuğun motive edilmesi gerektiğini ifade ediyor. Özden, “Bundan 10-15 sene önce Kur’an öğrenimi birtakım uygulamalardan dolayı daha zordu. Çevremizdeki bazı insanlar da hâlâ bu psikoloji içerisinde ve bu düşünüş, karşısındaki kişiyi de etkiliyor. Oysaki çocuğa Kur’an’ın kısa sürede öğrenilebileceği düşüncesi hissettirilmeli, sevdirici yönü gösterilmeli. Öncelikle Kur’an öğrenmenin hikmetini, mahiyetini anlatmalıyız, eğlendirerek de öğretirsek çocuk çok kolay Kur’an öğrenebilir.” dedi.

Müftü Ali Yekta Camii İmamı Emin Arıcan, sevgi ve çeşitli eğitici oyunlar ile çocukların kısa sürede Kur’an’a geçtiğini ifade etti. Birçok çocuğun bir hafta içerisinde Kur’an’a geçtiğini söyleyen Arıcan, “Eskiden hocalardan korkulurdu ve ezberci bir sistem vardı. Eski Elif-Ba cüzleri de çok detaycıydı, bu da çocukları bezdiriyordu. Şimdi tercih ettiğimiz Elif-Ba cüzleri ise daha pratik ve çocukların öğrenme şevkini artırıyor. Çocuklarının kısa sürede Kur’an’a geçtiğini gören anne-babalar da Kur’an öğrenmenin zor olmadığını görmeye başladılar.” diyor. Kur’an öğrenmenin asla zor olmadığını söyleyen Kur’an kursu yöneticisi İmam Cemil Toker ise Kur’an öğreniminde Elif-Ba cüzlerinin önemli olduğunu ifade etti. Toker şöyle konuştu: “Kolay anlaşılan ve detaya kaçmayan Elif-Ba cüzleri tercih edilmeli. Harfleri, harekeleri çocuğu sıkmadan ve çocuğun anlayabileceği şekilde izah etmeliyiz. Kur’an’ı sevdirmeliyiz. Böylece çocuk, Kur’an öğrenmenin hiç de zor olmadığını görecek.“

Kur’an’ı kısa zamanda nasıl öğrenebiliriz?

Çocuklara öncelikle niçin Kur’an öğrenilmesi gerektiği ve önemi anlatılmalı.

Çocuk, ‘Kur’an’a kolaylıkla geçebilirsin’ denilerek motive edilmeli.

Detaylı değil, pratik ve çocuğun seviyesine uygun Elif-Ba cüzleri tercih edilmeli.

Eğlendirerek Kur’an eğitimi verin. Bilgi yarışmaları, sosyal aktiviteler düzenleyin.

Harflerin tanımı ve çıkarılış şekillerini Kur’an CD’lerinden takip edin. Böylece okuma hızlandırılır.

Kur’an öğreten kişi çocukla iyi bir iletişim içerisine girmeli. Çocukla arkadaş gibi olunmalı, Kur’an sevdirilmeli.

Kaynak : Alıntıdır.

Bedava film ve müzik mümkün (mü?) – M. Serdar Kuzuloğlu

Başlıktanda anladığınız gibi çok sevdim bu yazısını paylaşmak istedim işte o yazısı ;

Bugün herkesin koşarak uzaklaşmaya çalıştığı Flash video formatı codec bulmayla uğraşmadan, ek bir yazılım yüklemeye gerek kalmadan web sitesinde video izleyebilmeyi sağladı. Eğer Flash video olmasaydı Youtube diye bir şey de hayatımızda olmayacaktı.

Benzer bir ilişki MP3 ses formatıyla Napster arasında da yaşandı. O zamana kadar WAV formatında her biri 250-300 MB yer kaplayan dijital şarkı dosyaları bir anda 2-3MB seviyesine gerilemiş, hatta paylaşılabilir hale gelmişti. Tam o sırada (1999 yılında) o dönem daha 19 yaşında olan Shawn Fanning adlı bir Amerikalı üniversiteyi bırakıp Napster adlı bir uygulamayı hayata geçirdi. Son derece basit bir temele dayanan yazılımı internet tarihini değiştiren en büyük adım olarak tarihe geçti.

Napster

Ücretsiz dağıtılan Napster, bilgisayarınızdaki bir klasörü paylaşıma açıyor, içindeki MP3 dosyalarınızın listesini merkezi sunucusuna aktarıyor ve o dosyaları (şarkıları) çekmek isteyenleri size yönlendiriyordu. Birkaç hafta içinde internet en popüler uygulaması haline gelen Napster aynı hızla müzik şirketlerinin avukatlarının da mıknatıs gibi kendine çekti. En yoğun protesto Metallica (daha doğrusu davulcusu Lars Ulrich) ve Madonna’dan geldi.

Açılan dizi dizi davalar sonucu Napster 2001 yılında kapandı. Ve şarkı paylaşım bir anda durdu. Çünkü sistem merkezi bir sunucuya bağlı çalışıyordu.

Napster bir mahkeme kararıyla tarihe gömüldü ama bu kısa maceradan alınan ilhamla bugün internet trafiğinin hala büyük bir bölümünü oluşturan Bittorrent protokolü ortaya çıktı. Yaratıcısı Bram Cohen herhangi bir merkeze sahip olmadan dosyaları bireyler arasında paylaştırmayı mümkün kulan uygulamasını 2001′de tanıttığında ilk başta pek ilgi görmedi.

Bugün geldiği noktaysa ortada.

Bittorrent çocukları

Bittorrent protokolü çoğu kişinin kafasına korsan içerikle kazındıysa da onun temellerinden doğan Joost, Bittorrent Sync gibi pek çok ilginç uygulama hayata geçti. Bram Cohen bugün hala Bittorrent’in başında, lisansladığı teknolojisiyle gayet iyi kazanıyor ve internetin en iyi gizlenen başarı öykülerinden biri.

Müzik ve film sektörüyse bir türlü bu hevesli, inovatörlerin, mucitlerin, girişimcilerin ruhuna kavuşamadı. Aksine yeşeren bütün fikirlerin gırtlağına çöktü, davalarla susturdu, cezalarla hareket edemez hale getirdi. Onlardan ders çıkarmayı, model kapmayı akıl edemedi. Steve Jobs sektörü iTunes üstünden müzik (ve sonra video) satış fikrine ikna edemeseydi bugün muhtemelen ne Netflix ne de başka bir hizmet hayatımızda olacaktı.

Peki sonuçta ne oldu?

Hem müzik hem de film sektörü kaybetti. Zaman kaybetti, para kaybetti, müşteri kaybetti. Dahası, zihniyetleri aslında hala değişmiş değil (ve ben Spotify gibi örnekler hayata bile geçmemişken ortaya attığım paylaşım bedeli fikrimi hala savunuyorum. Adını anmışken; Spotify’ın bile devasa zarar yazdığı bir dönemde o fikrimi daha da cesur savunuyorum).

Popcorn ile özgürleşen (?) videolar

Ve ne güzel ki geliştiriciler hala fikirlerini yeşertmeye devam ediyor. En güncel örneği Popcorn olmuştu.

İnternete bomba gibi düşen bu uygulama farklı kaynaklardan topladığı film bilgilerini (açıklama, poster, altyazı, vs) listeleme için kullanıyor, tıklayıp seyretmek istediğinizde Bittorrent paylaşımları üstünden doğrudan stream olarak izlettiriyordu (dizi paylaşım sitelerinde olduğu gibi). Bu küçük ve basit uygulama Napster günlerindeki gibi resmen patladı. Ve üstüne çullanan avukatlarla aynı hızla kapandı.

Fakat yine aynen Napster’da olduğu gibi zehir verilmişti bir kere.

Tıklayıp büyütebilirsiniz.
Tıklayıp büyütebilirsiniz.
Uygulamayı devralan gönüllüler açık kaynaklı olarak devam kararı aldılar. Resmi bir muhatabı kalmadığından engellemek de imkansız hale geldi. Bugün yeni sitesinden hemen her platformda çalışan örneğini tıklayıp indirmek; Türkçe arayüz ve altyazı desteğiyle tek tıklamayla binlerce film ve diziyi izlemek mümkün (paralel yapılanmalar da var elbet). Alternatifi var mı? Elbette! Binbir takla atarak, VPN kullanarak Netflix’e ulaşmak (ya da hiçbir heyecan vermeyen kısıtlı arşive sahip yerel seçeneklere mahkum kalmak).

Şarkılar için Popcorn: HipHop

Şarkılarla başlayıp tüm dosya türlerinin paylaşılmasını tetikleyen Napster gibi filmler için başlayan Popcorn, müzik sektörü için de nurtopu gibi bir klon proje tetikledi: HipHop.

Windows, Mac ve Linux platformlarında çalışabilen minik uygulamasını yükledikten sonra yerli, yabancı 45 milyon şarkı (iTunes arşivi 23 milyon) tek tıkla, limitsiz, coğrafi sınırsız ve tamamen bedava parmaklarınızın ucunda. Geri dönüşü var mı? Hayır!

hiphop-app

Seneler önceki bir yazımda değinidğim gibi (ne yazık ki) internet sektörün keyfini beklemiyor. Makul seçenekler sunmadıkça bu gidişin nereye doğru ilerlediği de gayet açık.

Siz ne dersiniz?